29 Mayıs 2026
  • Giriş
Sonuç yok
Tüm sonuçları göster
Yaşam Sanat
  • Aysad
  • Çukurova Sanat
    • Arsiv
  • Yaşam Sanat
    • Temsilcilikler
    • Yayin Kurulu
    • Abonelik
    • Arşiv
    • Yeni Sayılar
  • Kültür/Sanat
    • Öykü
    • Siir
    • Deneme
    • Dans
    • Fotograf
    • Grafik
    • Karikatür
    • Mimarlık
    • Müzik
    • Resim
    • Sinema
    • Tiyatro
    • Yontu
  • Kitap
    • Bize Gelenler
    • Kitap Tanıtımı
  • Etkinliklerimiz
  • İletişim
  • Aysad
  • Çukurova Sanat
    • Arsiv
  • Yaşam Sanat
    • Temsilcilikler
    • Yayin Kurulu
    • Abonelik
    • Arşiv
    • Yeni Sayılar
  • Kültür/Sanat
    • Öykü
    • Siir
    • Deneme
    • Dans
    • Fotograf
    • Grafik
    • Karikatür
    • Mimarlık
    • Müzik
    • Resim
    • Sinema
    • Tiyatro
    • Yontu
  • Kitap
    • Bize Gelenler
    • Kitap Tanıtımı
  • Etkinliklerimiz
  • İletişim
Sonuç yok
Tüm sonuçları göster
Yaşam Sanat
Sonuç yok
Tüm sonuçları göster

Muhittin Çoban ile Söyleşi

Kubilay Altuntaş

Muhittin Çoban ile Söyleşi

Kubilay Altuntaş: Kimi yapıtlar vardır görmezden gelinir, üstünden atlanır, gösterilmez, üstü örtülür, kimi yapıtlar görülmez, kimi yapıtlarda inatla gösterilir, işte burada dedirtir. Reklam üstüne reklam yapılır, unutturulmaz, göze sokulur. Yapıtın iyi olup olmamasının önemi yoktur, en iyi yapıtmış gibi insanın gözüne sokulur. Bu o yapıtı üreten kişi içinde geçerlidir. Yazar Muhittin Çoban’ın İşgal adlı romanı için de geçerli gibi geldi bana, hatta öteki yapıtları için de diyebiliriz. Bunu sadece okur açısından söylemiyorum, eleştirmen açısından da söylüyorum. Hadi okuyucu görmedi, gösterilmedi, eleştirmenler neden görmedi, es geçti, görmek istemediler. Ama bu sorunun yanıtını ben değil onlar vermeli. İşgal keyifle okuduğum bir romandı, yazarın diğer kitaplarından da keyif aldığımı söylemeliyim, son kitabı “Savunma”da. Okunacak romanlardan. Adana’yı, Çukurova insanını anlatan sayılı yazarlarımızdan biridir diyebilirim, en iyisi diyemiyorum, çünkü en iyisinin sınırı nerede başlıyor nerede bitiyor bilmiyorum ve kıyaslama yapmayı da sevmiyorum.
Yazarla buluşmuşken özellikle İşgal adlı roman üzerine konuşmak istedim. İşgal gençlik romanı gibi görünüyor. Henüz on yedi yaşındaki insanların toplumsal duyarlılıkları işleniyor gibi görünse de bir bakıyorsun, işçinin, köylünün romanı da. Bu öyle bir toplumsal duyarlılık ki, bir araya geliyorlar eğitim sistemini protesto etmek için okulu işgal ediyorlar dört buçuk saat boyunca. Ortalama on yedi yaşındaki bu gençler nasıl bir duyarlılıkla okul işgal ettiler diye sorarak söyleşiye girdim.
Muhittin Çoban: O günlere bakarak bu soru yanıtlanabilir. Yaşananlara bakarsak şu an yaşadıklarımız kat kat daha ağır. Eğitim sistemi berbat ve gerici. Bu ağır koşullara bakınca gençler neden okulları işgal etmiyor, eğitim sitemini niye boykot etmiyor gibi sorularda sorulabilir. Sözünü ettiğimiz o okul işgali Borsa Lisesinde yaşanıyor. Bu gençler gerici faşist eğitim sistemine hayır demek için işgale yöneliyor. Maraş katliamının yaşandığı günlere denk geliyor. Aynı günlerde Adana’nın hemen hemen her okulunda boykotlar yaşanıyor. Kimi fabrikalarda grevler var. Mahalleler faşist saldırılara karşı direnme içerisinde. Toplumda politikleşme var. Duyarlı olan her insan ne yapacağını, nasıl tepki vereceğini biliyor. Susmanın insanlığa ihanet olduğunu da biliyorlar, görmezden gelmenin ne kadar acı sonuçlar vereceğini de biliyor. Boykotlarla sonuç alınamayacağını düşünen bu gençler seslerini iktidara duyurmak için okulu işgal ediyorlar. Bir grup genç demeyeceğim, çünkü bir grup gencin başaramayacağı bir tepki bu, hemen hemen her üç öğrenciden ikisinin katıldığı bir işgal eylemidir bu. Biz gerici faşist eğitim istemiyoruz diyen gençlerin toplumsal duyarlılığını gösteren bir eylemdir. Bu romanımda bu gençleri yazmaya çalıştım. Ne kadar başarılı anlattım bilemem. Haklısınız bu romanım göz ardı edilmek isteniyor. İstensin, nereye kadar göz ardı edilecek? Aslına bakarsan burada sadece eleştirmen suçlu değil, yayınevleri de suçlu, onlar da bu romanımın tanıtımını yapmadılar.

K.A: Kahramanınız Gülten solcu, devrimci sempatizanı ve yoksul bir ailenin kızı. Bir diğer kahramanınız Kadir. O da yoksul bir ailenin oğlu, babası evinde yaptığı dondurmayı tablasıyla sokak sokak satan biri. Ama bu kahramanınız Maraş katliamına katılmış, sonradan polis olmuş, işkencelere katılmış, PKK ile dağlarda savaşmış, uyuşturucu işine girmiş biri. Bu iki zıt kişilikteki iki insanın aşkını anlatıyorsunuz. Böyle bir aşk mümkün mü? Bu aşk doğru bir aşk mı?
M.Ç: Hangi aşkın doğru aşk olacağını bizim belirleme hakkımız yok. Erkek erkeğe, kadın kadına aşkı belirleme hakkımızın olmadığı gibi. Ama eleştirme hakkımız var. Böyle aşk mı olur diye de bilirsiniz elbet. Olmaya bilir ama hiç olmayabilir diyemeyiz, oluyor. Ben böyle bir aşkı kurgularken amacım şuydu, birbirine zıt iki dünya görüşünü yan yana getirerek anlatmak, doğrunun hangisi olduğunu okuyucuya bırakmaktı. Ben şunu yapamam, insanlara şu görüşten yana olun diyemem. Ben doğruyla yanlışı anlatırım, kararı onlara bırakırım. Özgür iradeyle verilen kararlar kuvvetli kararlardır, sahiplenilmesi kolay olandır. Öbür türlüsü yenilgiyi kolaylaştırır. Hem olmuyor mu? Ateist biriyle inançlı biri aşk yaşamıyor mu, evlenmiyor mu? Bakıyorsun adam iş yerinde rüşvet yiyor, karısı evde namaz kılıyor, kazancıyla karnını doyuruyor.
K.A: Buradan şu sonuç çıkabilir mi, doğru aşk yok gibi?
M.Ç: Çağımızda yaşanan aşklara bakarsak dediğiniz gibi doğru aşk yok gibi, burada yapılmak istenen doğru aşkı yaratmak. Bu ancak sömürüsüz bir toplumda olur.
K.A: Sömürüsüz bir toplum yaratıncaya kadar aşk yaşanmamalı mı?
M.Ç: Elbette yaşanmalı. Aşk yaşandıkça doğru aşk arayışına girilir. Yaşamayarak doğruya ulaşılamaz. Nasıl ki yaşamadan yaşamayı öğrenemeyeceğimiz gibi, yaşamadan da aşk öğrenilemez. Geleceğin aşkının nüvelerini bugünden atmalı insan.
K.A: Bakıyoruz romanın ilerleyen bölümlerinde, kahramanınız Gülten sadece isteyerek, severek seks işçiliği yapıyor ve bu kahramanınız devrimci sempatizanı, bu olasılık dahilinde olan bir şey mi?
M.Ç: Her insanın seçim yapma hakkı var, bu meslekler için de geçerli. Gülten sevdiği işi keşfedinceye kadar hayli zaman geçiyor ve düşünce evrelerinden geçiyor, hoppadan adım atmıyor. Seks işçiliğini severek yapan birilerinin olmayacağını düşündüğünüz de bu ihtimal dışı gibi gelebilir elbette, severek yapanların olmayacağını düşünemeyiz. Seks işçiliğini cahil, kültürsüz, kaçırılan, kötü yola düşürülen kızlar yapmıyor sadece, tercih ederek yapanda var, severek yapanda. Bir devrimci sempatizanın bu işi seçmesi hiç de yadırganamaz. Gülten birazda seksi bilmeyenlere seksi öğretmek, kadınları tanımayanlara kadınları tanıtmak istiyor.
K.A: Öne çıkan iki önemli kahramanınız var. Biri Gülten, diğeri Funda. Birinin hayatı uzun sürerken Funda’nın yaşamı oldukça kısa oluyor ve bir erkek cinayetine daha tanık oluyoruz. Siz de bir erkeksiniz erkek cinayetini tasarlarken neyi amaçladınız?
M.Ç: Dediniz ya bu bir erkek cinayeti. 12 Eylül faşist cuntasından önce de erkek cinayetleri vardı. Funda’ yı öldürenin faşist olması burada çok küçük ve önemli ayrıntı ama bu cinayeti herkes işleyebiliyor. Burada daha çok sorgulanması gereken erkek zihniyeti, çünkü erkekliğin kurgulanmasında bu var. Erkek öldürür. Ama 12 Eylülden sonra bu erkek cinayetlerinde sürekli bir artış görülüyor. Bu, şunu bize daha açıkça gösteriyor: İslami erkek zihniyetinin geldiği tehlikeli boyutu. İslami erkek zihniyeti sönümlenmedikçe bu cinayetlerde artış yaşanmaya devam edecektir.
K.A: Çok dolu bir roman İşgal. Gülten’in anne tarafı Ermeni’yken Funda’nın ailesi de Alevi. Neyi amaçladınız?
M.Ç: Türkiye’nin renkleri bunlar. Halklar uyum içinde yaşarken, egemenler toplumu düşmanlaştırarak neler yaptıklarını göstermek istedim ve bir de nasıl yaşadıklarını. Kimliklerini saklaya saklaya yaşamaları ne acı şeymiş dedirtiyor insana. Sanırsınız ki saklamalarının nedeni utanmaları. Oysa utanması gerekenler toplumları düşmanlaştıran kirli/egemen erkek zihniyeti.
K.A: Yakın zaman da Adanalı adlı bir makaleniz yayımlandı. Dört dörtlük bir Adanalı tipi çiziyorsunuz, böyle mükemmel Adanalı var mı sizce? Örneğin, Adanalıdan katil, hırsız, tecavüzcü, dolandırıcı çıkmaz diyorsunuz. Sahi çıkmaz mı?
M.Ç: Severek ve düşünerek yazdığım bir makale, önce bunu söyleyeyim. Ben bir Adanalıyım, bu Adana kültürünü önemli oranda almış biriyim, bunu rahatlıkla söylüyorum. Adana insanını gözlemleyen biriyim. Yazılanlar abartı gibi gelebilir, ama orada çizilen Adanalı tipi birazda olması gereken Adanalı tipidir. Bir yazar bir yazıyı tasarlarken sadece olanı yazmaz, olması gerekeni de yazar. Ben de bunu yapmaya çalıştım. Yoksa o makalede çizilen Adanalı tipi bir bütün olarak var olduğunu şu an ben de söyleyemem. İnsana düşman İslami kapitalist sistem tüm kentlerin ahlaki dokusunu bozdu, var olan güzellikleri çirkinleştirdi. Biz bu çirkinlikleri yok edebiliriz istersek.
K.A: Yazın dünyasının siyasetle ilişkisi olmalı mıdır?
M.Ç: Edebiyatın siyasetle ilişki her daim vardır, ama bunu birbirinden ayırmak isteyenlerde var. Edebiyat siyasetten uzak olmalı gibi söylemlerde bulunuyorlar ve bundan etkilenen edebiyatçılar da çıkıyor. Bu çok yanlış! Bu tür edebi eserler insani olmayan eserlerdir ve yazarları da insancıl yazar değildir. Bir edebiyatçının elinde materyalizm gibi bir anahtarı olmalıdır. Hayata materyalistçe bakmayanın eserleri toplumu hiçbir güzelliğe taşımaz.
K.A: Yazın nedir diye sorayım mı, çok klasik olacak ama?
M.Ç: Hayat diyalektiktir, edebiyatta bu diyalektiği estetize etme halidir. Her insan sanatla beslenmelidir, siyasetçileri bunun dışında tutamayız. Sanatla beslenmeyen bir siyasetçi hayatı yaşanılır hale getiremez. Eğer bugün hayat yaşanmaz haldeyse, kaba ve çirkinse bunun nedeni ülkeyi yöneten siyasilerin sanattan uzak olmalarıdır. Yani edebiyat insanı estetik birer canlı yapan alandır, yoksa diğer canlılardan ayırt edilemeyiz. Bakıyor sun biri şiir yazıyor, roman, öykü yazıyor, resim yapıyor, tiyatro, sinema yapıyor, diyalektikten oldukça uzak, siyasetten uzak, bunun adı insani eser olamaz, insani eserler materyalistçe yapılır. Çünkü hayatı çirkinleştiren tek kesim egemenlerdir, diğer bir deyişle egemenlerin sözcüsü ve icracısı olan siyasilerdir.
K.A: Yazının değiştirme gücü var mı? İşgal romanınızda sanki inatla bir şeyleri değiştirme çabasındasınız.
M.Ç: Tüm çabam bu yönde. Makalelerimde, deneme yazılarımda, romanlarımda bunu hedefli yorum. Edebiyatın/ sanatın bu güce sahip olduğuna inananlardanım. Edebiyatı bu yüzden egemenler güçsüzleştirmeye, itibarsızlaştırmaya çabalıyor. İnsanları sanattan uzaklaştırmak için elinden geleni yapıyorlar. Bunda da epey başarılı olduklarını söyleyebilirim, ama tam değil. Bunun için de egemenler kendi sanatını, kendi sanatçılarını yaratma çabasındalar. Sistem yanlısı sanatçılarla dolu piyasa, egemenlerin medyasıyla sürekli göz önünde tutuluyorlar, hatta kimilerini solcu olmadıkları halde solcu sanatçı gibi gösterip algı yanılgısı yaratıyorlar. Amaç mevcut sistemi ayakta tutmak. Bir de halkın sanatçıları, halkın edebiyatçıları var, onlarda hem bu yalaka sanatçılarla mücadele ederken hem de halkı olumluluğa dönüştürme çabasındalar ve dolayısıyla bir sürü zorluklarla karşılaşıyorlar. Nâzım gibi, Orhan Kemal gibi mahpusa kapatıyorlar, Sabahattin Ali gibi de katlediliyorlar. Bakın Berthold Brecht Hitler’e karşı çıkmayanlara ne diyor: “Sizler şu an batmakta olan geminin duvarına çiçek resimleri yapıyorsunuz, bunun adına da sanat diyorsunuz.”
K.A: Yenilikten yana olmanın kaçınılmaz zorluğu diyorsunuz yani.
M.Ç: Tamamen bunu diyorum. Egemenler oldum olası yenilikten korkmuştur, bunların yolunu kesmek için ellerinden gelen kötülüğü yapmışlardır. Ama uzundan da uzun olsa da bu süreç her zaman yeniliğe yenilmişlerdir egemenler. Bugün de yaşanan bu. İslami faşizmle sanatın etkisini kırmak istiyorlar. 12 Eylül döneminde de benzer yöntemlerle edebiyatı, sanatı yok etmek istediler, onlar bunu istedikçe edebiyat yaşadı.
K.A: Yaşıyor diyorsunuz ama okuyan mı var? Bu bir yanılsamanız olabilir mi?
M.Ç: Bu bir yanılsama değil. Geldiğimiz aşamada okuma oranında azalma olabilir; çoğala çoğala azalmaktansa, azala azala çoğalmak daha kaliteli ve sağlam. Edebiyat birazda kardelen çiçeği gibidir Onca yasağa ve sansüre rağmen halkın sanatçıları hâlâ varsa bu değişim, bu dönüşüm bitmez.
K.A: Söyleşimizin yönünü az değiştirelim. Yazınsal çalışmalarınıza aileniz nasıl tepki veriyordu? Para kazanmadığınız bir iş yapıyorsunuz sonuçta.
M.Ç: Babam, ikinci kitabımın imza ve tanıtım gününe annemle birlikte geldiğinde onların yüzlerindeki gururu görünce ben de çok gururlandım. Onlara layık bir evlat olmak istemişimdir, hâlâ bu çaba içerisindeyim, onlar benden asla utanmamalı. Onları çok üzdüm, bunun hep farkındaydım. Benden dolayı çok kötü günler yaşadılar, ağladılar,
uyumadılar, ama utandırmadım. Solcu, devrimci olunca bunlar kaçınılmaz şeyler. Bana düşende onları teselli etmek benimle gurur duymalarını sağlamaktı. Kolay değil onlar açısından, evlatlarıydım başıma da gelmedik kalmıyordu. Faşistlerden dayak yeme, polisten, askerden, gardiyandan… Bunlarda yetmiyor vatan hainliğiyle suçlanıyorsun ve idamın isteniyor. Bunu hangi ananın babanın yüreği taşıyabilir. İnanıyorum ki kardeşlerimde benimle gururlanıyorlardır. En sevindiğim şeylerden biri de kardeşlerimin iyi birer insan olmaları, onlarda babamı, annemi utandıracak şeyler yapmadılar. Bir oğlum var, ona hep şunu söylüyorum, ne yaparsan yap ama hep iyi bir insan ol. Dilerim oğlumda insanlığa faydalı işler yapar. Para kirdir, çok para, yani kasalara sığmayan çok parada kir vardır, bu parada ancak kirli insanda olur.
K.A: Biraz gerilere seksenlere gidelim, o yargılandığınız yıllara örneğin. Vatan hainliği, anayasayı değiştirmek, vatanı yıkmak ve satmaktan yargılanmış ve ceza almışsınız. Vatan haini misiniz gerçekten?
M.Ç: O zaman da gülmüştüm, şimdide güldüm. 16, 17 yaşlarında biri ne kadar vatan haini olabilir ki? Ve bu yargılama sonucunda önce idam, sonra bu idam cezası ömür boyu hapse çevrildi. Vatanı satmak istemişiz, kime Ruslara. Ya hiç birimiz bir Rus tanımış biri değiliz. Ve vatanını seven gençlerden biriydim. Mahkemede de bunu anlatıp durduk, biz vatanı yıkmak istemedik, biz vatanı yöneten faşist iktidardan kurtulmak için mücadele ettik. Çünkü iktidardakiler bizi kötü yönetiyorlardı, ülkemizi emperyalist devletlerin yemliği haline getiriyorlardı. Bu ülke boşuna mı emperyalist devletlere karşı bağımsızlık savaşı verdi? Bir de anayasayı değiştirmekten yargılandık ve ceza aldım. Bizi bununla suçlayan cuntacılar 1961 Anayasasını kaldırıp yeni anayasa yaptılar. Ne komik değil mi? Anayasayı yıkmaya çalışmaktan kim yargılanmalıydı bu durum da, biz mi cuntacılar mı? Cuntacılardan biri olan Özal’ın meşhur sözü var, hatırlayalım: Anayasayı bir defa delmekten bir şey olmaz. Biz 61 Anayasasını bir kere bile delme girişiminde bulunmadık.
K.A: Şimdi ileriye bakalım, büyüyünce ne olmak istersiniz?
M.Ç: Harika bir soru, altmış iki yaşına girmiş bir insana sorulacak en güzel soru. Hatırlıyorum da lise yıllarında, sırada otururken sınıf arkadaşımda sormuştu bu soruyu. O zaman şu yanıtı vermiştim, “Ne olurum bilemem, ama ne olursam olayım iyi bir devrimci olmak isterim, demiştim. Şimdi de diyorum, “İyi bir devrimci olmak istiyorum ve iyi bir devrimci yazar.”

İlgili Yazılar

Coşkun Karabulut ile Söyleşi

0

Mehmet Taşar - Kars, Adana, Mersin ve son durağın Fethiye’de geçen bir ömür. Farklı kültürel değerlerin harmanlandığı coğrafyalarda bulunmak edebiyat...

Buket Işıkdoğan’la Şiir Şiire Konuştuk

Buket Işıkdoğan’la Şiir Şiire Konuştuk

0

Oğuz Tümbaş: BUKETÇE ilk kitabın. Bir heves, heyecan, umut… Acemiliği de barındıran bir ilk kitap. Bu adı seçerken, Buket’in özentileri,...

Ölümünün 44. Yılında Nâzım ve Işık Öğütçü, Orhan Kemal’i Anlattı:

Ölümünün 44. Yılında Nâzım ve Işık Öğütçü, Orhan Kemal’i Anlattı:

0

“Babamızın Paralı mı, Parasız mı Olduğunu Kapıyı Çalışından Anlardık…” Işık Öğütçü ile Everest Yayınları tarafından yayınlanan “Zamana Karşı Orhan Kemal”...

Yaşam Sanat

Yaşam Sanat Aylık Edebiyat ve Kültür Dergisi
Adana Yaşam Sanat Derneği Süreli Yayın Organıdır

Son Eklenenler

  • Ayın resmi
  • Ayın fotoğrafı
  • Yaşam Sanat Dergisi Sayı: 64-65
  • Ayın resmi

Kategoriler

  • Bize Gelenler (8)
  • Çukurova 1. Sanat Çalıştayı (1)
  • Deneme (18)
  • Dergi Arşivi (44)
  • Dosya (1)
  • Etkinliklerimiz (13)
  • Fotoğraf (16)
  • Kitap Tanıtımı (7)
  • Müzik (3)
  • Öykü (14)
  • Resim (16)
  • Şiir (31)
  • Söyleşi (4)
  • SÖYLEŞİ (1)
  • Yaşam Sanat Yeni Sayılar (7)

Bizi Takip Edin

Facebook Twitter Instagram

Ziyaretçi Sayısı

13471
  • Aysad
  • Çukurova Sanat
  • Yaşam Sanat
  • Kültür/Sanat
  • Kitap
  • Etkinliklerimiz
  • İletişim

© 2023 yasamsanat.net Her hakkı mahfuzdur.

Sonuç yok
Tüm sonuçları göster
  • Aysad
  • Çukurova Sanat
    • Arsiv
  • Yaşam Sanat
    • Temsilcilikler
    • Yayin Kurulu
    • Abonelik
    • Arşiv
    • Yeni Sayılar
  • Kültür/Sanat
    • Öykü
    • Siir
    • Deneme
    • Dans
    • Fotograf
    • Grafik
    • Karikatür
    • Mimarlık
    • Müzik
    • Resim
    • Sinema
    • Tiyatro
    • Yontu
  • Kitap
    • Bize Gelenler
    • Kitap Tanıtımı
  • Etkinliklerimiz
  • İletişim

© 2023 yasamsanat.net Her hakkı mahfuzdur.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In
Düğmeleri göster
Düğmeleri gizle