29 Mayıs 2026
  • Giriş
Sonuç yok
Tüm sonuçları göster
Yaşam Sanat
  • Aysad
  • Çukurova Sanat
    • Arsiv
  • Yaşam Sanat
    • Temsilcilikler
    • Yayin Kurulu
    • Abonelik
    • Arşiv
    • Yeni Sayılar
  • Kültür/Sanat
    • Öykü
    • Siir
    • Deneme
    • Dans
    • Fotograf
    • Grafik
    • Karikatür
    • Mimarlık
    • Müzik
    • Resim
    • Sinema
    • Tiyatro
    • Yontu
  • Kitap
    • Bize Gelenler
    • Kitap Tanıtımı
  • Etkinliklerimiz
  • İletişim
  • Aysad
  • Çukurova Sanat
    • Arsiv
  • Yaşam Sanat
    • Temsilcilikler
    • Yayin Kurulu
    • Abonelik
    • Arşiv
    • Yeni Sayılar
  • Kültür/Sanat
    • Öykü
    • Siir
    • Deneme
    • Dans
    • Fotograf
    • Grafik
    • Karikatür
    • Mimarlık
    • Müzik
    • Resim
    • Sinema
    • Tiyatro
    • Yontu
  • Kitap
    • Bize Gelenler
    • Kitap Tanıtımı
  • Etkinliklerimiz
  • İletişim
Sonuç yok
Tüm sonuçları göster
Yaşam Sanat
Sonuç yok
Tüm sonuçları göster

Ölümünün 44. Yılında Nâzım ve Işık Öğütçü, Orhan Kemal’i Anlattı:

Kadir İncesu

Ölümünün 44. Yılında Nâzım ve Işık Öğütçü, Orhan Kemal’i Anlattı:

“Babamızın Paralı mı, Parasız mı Olduğunu Kapıyı Çalışından Anlardık…”

Işık Öğütçü ile Everest Yayınları tarafından yayınlanan “Zamana Karşı Orhan Kemal” kitabı için görüşmek amacıyla Cihangir’deki İkbal Kahvesi’ne uğradığımda bir sürprizle karşılaştım. Öğütçü ailesinin iki numaralı çocuğu Nâzım Öğütçü de oradaydı. Ben sordum ağabey Nâzım Öğütçü ile kardeş Işık Öğütçü birlikte yanıtladı.

Kadir İncesu: Işık Öğütçü’yü her yerde görebiliyoruz. Paneller, söyleşiler, televizyonlar, radyolar, anma toplantıları vs… Kısaca Orhan Kemal ile ilgili her yerde… Ailenin diğer üyelerini de hepsi bir arada olmasa bile Orhan Kemal’i anma toplantılarında, Orhan Kemal Halk Kütüphanesi’nde görebiliyoruz… Siz nerelerdeydiniz, neler yaptınız bugüne kadar?


Nâzım Öğütçü: İTÜ’den mezun bir petrol mühendisiyim. 1966 yılında Batman’a gittim. Çalışmak zorundaydım; eve mutlaka bir gelir sağlamamız gerekti, babamın düzenli bir geliri yoktu. Dolayısıyla okul işini ciddiye alarak, üniversiteyi de kayıpsız olarak bitirdim ve işbaşı yaptım. İstanbul’dan çok uzaklara düştüm. Fakat bu benim edebiyattan, sanattan uzak kalmamı gerektiren bir durum değildi. Bulunduğum dağda, bayırdaki çalışmalar sırasında da yanımda birkaç kitap ve dergi olurdu. Bu nedenden dolayı Orhan Kemal’i anma günlerinde bulunamadım, olanağım olmadı. Dağda bayırdaydım, şimdi de Ankara’da yaşıyorum. Çoluğum çocuğum bütün düzenim orada. Emekli olduğum için, artık istediğim zaman gelebiliyorum İstanbul’a… Işık ile her fırsatta görüşüyoruz, düşünce alışverişinde bulunuyoruz. Gelişmeleri Ankara’dan izliyorum. Yapılacak çalışmalar hakkında görüşüyoruz. Işık edebiyat çevresinin içinde yaşadığı için, bir takım şeylerin geri planını çok daha iyi biliyor. Sırası
geldiğinde de anlatmaya çalışıyor bana… Orhan Kemal Müzesi’nin kurulması aşamasında elimde bulunan bütün belge ve eşyaları verdim, diğerlerini de toplaması için kendisine güç ve moral verdik. Bugüne kadar sürekli olarak gelemememin özel bir nedeni yok. Geçtiğimiz yıldan bu yana Orhan Kemal Roman Armağanı Seçici Kurulu’nun
bir üyesi olarak görev yapıyorum. Ömrümüz sürdükçe bu böyle devam edecek.

Kadir İncesu: Babanız yazmanızı ister miydi? “Yaz oğlum!” der miydi?

Nâzım Öğütçü: Tabii yazmamı isterdi, zaman zaman kimi konularda açıklamalar yapardı. Ama zorlamazdı. Işık’ın hazırladığı “Zaman Karşı Orhan Kemal” kitabını okuyunca bazı şeyleri yeniden anımsadım. Yapıtlarını yazıp da bunlardan para alamadığı süre içerisinde -zaten günübirlik yaşıyorduk- bir takım basımevlerinden aldığı formaları eve getirirdi. Birimiz okur, o da dilini düzeltirdi. Bu biçimdeki çalışmalarına yakından tanık oldum, yaşadım. Bu kitabı okurken o günlere yeniden gittim.

Kadir İncesu: Birlikte gidelim mi o günlere? Babanız ile bir gününüz nasıl geçerdi?

Nâzım Öğütçü: Babam, sabaha karşı 04.00 civarında kalkardı. Unkapanı’nda o zaman oturduğumuz ev iki katlıydı. Gider kahvesini yapardı. Kallavi bir fincanı vardı. Sonra yukarı çıkar, gelir masasının başına geçerdi. Daktiloyla başlardı çalışmaya. Daktilonun başına geçtiği zaman, tutturabilmişse zaten, o akar giderdi kendiliğinden… Daktilo başında, vermek istediği konuları, hayatı yaşardı. Sabah 07.30’da Cibali Tütün Fabrikasının işbaşı borusu çalardı. 10.00 da mesaisi biterdi. Giyinir, kuşanır geze geze Babıâli’ye giderdi. Akşam eve geldiğinde de kafasında işlemek istediği bir konu varsa, bize anlatır, düşüncemizi sorardı. Daha küçük yaşlardayken, “Suçlu” romanında kullandığı sokak çocuklarının konuşmalarını “Yav bu böyle miydi?” diyerek sorardı. Yaşamın içinden değişik konularda yazdığı için bunların sağlıklı anlatımlar olmasına çalışırdı.

Kadir İncesu: Sizinle nasıl zaman geçirirdi. Birlikte oynar mıydınız?

Nâzım Öğütçü: Futbol oynardı. Kardeşimle ben olurdum, babama karşı. Babam iyi futbolcuydu. O oyunlar sırasında ben bir cam kırmıştım. Benim küçüğüm de anneme güya camı kırdığımı söylemiyor: “Anne, abim camı kırmadı haaa!”

Kadir İncesu: Babanızın peşine takılır mıydınız hiç…

Nâzım Öğütçü: Hayır. İstanbul’a geldiğimizde 7 yaşımdaydım. 9 yaşlarımdayken bir kez Meserret Kahvesi’ne gittiğimizi anımsıyorum.

Kadir İncesu: Sizlere sevgisini nasıl gösterirdi?

Nâzım Öğütçü: Çocukları çok severdi. Yalnız bize özgü bir şey değildi, bütün çocukları severdi. Çocukların gelecek olduğunu düşünürdü. Bizlere de sevgisini gösterirdi. Elindeki olanaklar ölçüsünde bisküvi, çikolata alırdı. Adana’dayken bir pazar günü “Pikniğe gideceğiz” dedi. “Bana bir uçurtma yap,” demiştim. 6 yaşlarımdaydım. “Tüh
yapamadım” dedi sabahleyin. Fakat biraz sonra dolaptan çıkardı uçurtmayı. Ne kadar çok sevindim. Bizi çok mutlu etti, sevindirdi.

Kadir İncesu: Adaşınızla tanışmanızı anlatır mısınız?

Nâzım Öğütçü: Bursa Cezaevinde aynı koğuştaydı Nâzım Hikmet ile babam… Yalnız yaşamayı, tek başına bir koğuşta kalmayı sevmediği için babama “Sizinle kalabilir miyim?” diyor. Babam o tarihte, kendisine göre “hapishanenin en iyi şairi…” O’nu da aşan bir büyük dev gelmiş ve kendisiyle kalmak istiyor. Babam sevinerek kabul ediyor. Babam tahliye olmadan bir süre önce “Oğlun olursa benim adımı koyar mısın?” diyor. Benden büyük ablam var, Yıldız. Onu yazılarında ve babama yazdığı mektuplarında ‘torunum’ olarak çağırıyor. Böylece adım da Nâzım oluyor. İstanbul’a
geldiğimiz yıldı. Babam da görmek istiyor Nâzım Hikmet’i… Önce Kadıköy’deki evlerine gittik. Memet yeni doğmuş arabada, Münevver Hanım… Nâzım Hikmet bizi aldı Yoğurtçu Parkı’na götürdü. Çok neşeli, canlı ve bizimle de ilgilenen bir insan gördüm. İlk ve son görüşüm oldu. Sonrasında da kısa bir süre sonra ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Devamı gelmedi. Ama ben Nâzım Hikmet’i daha önceleri, yapmış olduğu bir işten dolayı tanıyordum. Hapishanede dokuma atölyesi kurmuştu. Orada dokunan bezlerden top top, babam Adana’da pazarlasın diye göndermişti. O kumaşların kokusu bugün bile burnumdadır. Ev içinde adı geçtiğinde “Nâzım Dede” dediğimi anımsıyorum. İstanbul’daki karşılaşmamızda da ona “Dede” demiştim.


Kadir İncesu: İlk okuduğunuz Orhan Kemal öyküsü ya da kitabını anımsıyor musunuz?

Nâzım Öğütçü: Onu net olarak anımsamam pek mümkün değil. Ancak “Baba Evi”, “Avare Yıllar” ilk okuduğum kitaplarından… Fener’de oturduğumuz günlerde, babamın 72. Koğuş hikâyesini yazdığı o korkunç günü anımsıyorum. Çok soğuk bir kış günü… Tuna’dan, Boğaz’a koca koca buzulların geldiği dönem. İki oda, iki odanın arasında da küçücük bir mutfak… Hayal meyal anımsıyorum onu da… Felaket soğuk; evde odun yok, kömür yok… Ablam, kardeşim, ben, annem ve babam evdeyiz. Babam yandaki odaya geçti. O sıralarda Olympos marka bir gazocağımız vardı. Önce ispirtoyu yakıyorsun, arkasından da fitil gazyağını çekiyor ve yanıyor… Bütün gece, eski yazıyla 72. Koğuş hikâyesini kaleme aldı. Yazar yazmaz coşkusunu “Attığım taş kuşu vurdu” biçiminde dillendirmişti. Bir de yeni Türkçe olarak yazdı. Ertesi sabah giyindi, kuşandı, Fener’den, Karadeniz Caddesi’nden Fatih’e çıktı. Oradan da Nuruosmaniye Camiinin oraya… Bir dergiye gitmiş. Gidene kadar hayal ettiklerini düşünün. “Kış geldi, kıza bir manto, eve odun, kömür almak gerek…” Hikâyeyi kısaca özetleyerek veriyor. Editör, hiç para pul vermeden “Biz bunu bir okuyalım, siz birkaç gün sonra gelin” diyor. Babam yeniden gittiğinde karşısına çıkmıyorlar. Oradaki bir kapıcıya bırakmışlar yazıyı alması için. Kapıcı “Orhan Bey, hikâyeyi müstehcen bulmuşlar” diyerek dosyayı veriyor. Sonraları ilk basımını Ekicigil Yayınları yayınladı.

Işık Öğütçü: Bugünkü “72. Koğuş” değil, bir hikâye o… Müstehcen diye basılmıyor… Daha sonra, yanılmıyorsam Dünya gazetesi bunu yayınlıyor. Arkasından babam onu genişletip kitap olarak çıkartıyor. Falih Rıfkı Atay, bir başyazısında, “Türk edebiyatı bu yapıtla her zaman övünecektir” diye yazıyor. O yazıyı bulamadım. Arıyorum, bulacağım.

Nâzım Öğütçü: Işık’ın önemi burada ortaya çıkıyor. Araştırıyor, didik didik ediyor. Arıyor, buluyor…

Kadir İncesu: Orhan Kemal’in, telif aldığı günlerde eve gelişi nasıl oluyordu?

Nâzım Öğütçü: Oooooh, eğer paralanmışsa harika bir şey zaten… “İspinozlar”da gösterdi galiba. İki tane mor binlik… İpe dizip, karşısına geçip bir tapınmadıkları kalıyordu. Bizde tabii öylesi değil. Babam, o teliften de bize ekstra pay ayırırdı. Şamfıstığı alırdı. Bu da bizim lüksümüz olurdu. Adil olması için de herkese fincan ile dağıtılırdı.

Işık Öğütçü: Parantez açayım, bunu benim büyüğüm Kemali söyledi: “Babamın paralı mı, parasız mı olduğunu kapıyı çalışından anlardık. Çok melodik, ritimli, güzel çaldığı zaman paralıdır. Eğer çok sert vurursa parasızdır… Annemin zaten uyarıları başlar: “Babanızın gözüne gözükmeyin, bir şey demeyin, bir şey istemeyin, bir kenarda durun, siniri yatışana kadar…” Siniri yatışınca zaten yeniden eski haline dönerdi. Tabii bunu ancak yaşayan insan anlar. Burada Orhan Kemal’in bir ‘an’ını esprili olarak anlatıyoruz ama O’nun psikolojisini de çok iyi anlamak gerek. Yapılacak, ödenecek borç var, kira ödenmemiş ve parasız geliyorsunuz eve… Bir düşünün insan gerçekten şu an bile sarsılıyor.
Aslında müthiş bir başarı hikâyesi yazıyor babam… Ama kimse farkında değil. Bugün bile farkında değil. Kendi dönemlerinde yazan Gorki, Nâzım ve Işık Öğütçü, “Orhan Kemal Müzesi”nde O’Henry, Panait İstrati bütün dünyada tanınıyor, okunuyor. Aslında Orhan Kemal de böyle… Ad vermeyeyim, geçtiğimiz günlerde gazetelerde yer alan
bir haber için ilgili ülkedeki Türkolog’lara mektup yazdım. Yanıt geldi: “Orhan Kemal’i bize anımsattığınız için teşekkür ederiz.” Ben anımsatmasam, Orhan Kemal anımsanmayacak. Bu böyle olmamalı… Bir suskunluk var. Ben de dâhil olmak
üzere herkes O’Henry’nin “Son Yaprak” öyküsünü bilir. Niye dünyadaki insanlar da Orhan Kemal’in bir “50 Kuruş”unu, “Uyku”sunu, “Çikolata” hikâyesini bilmesin kardeşim?

Kadir İncesu: Peki, bilmeleri için bugüne kadar neler yapıldı?

Işık Öğütçü: İşte ağabeyimle onu konuşuyoruz 30 yıl, bizim ajansımız da dahil olmak üzere herkeste bir ‘rehavet’ oluştu. Hadi aileyi de katalım; aile de uyudu diyelim. Ama şu son 12 yılda gelinen nokta görmezden gelinemeyecek bir sonuç doğurdu. Orhan Kemal’in yeniden doğuşuna tanıklık ediyoruz. Şimdi herkesi sınavdan geçireceğiz. Biz de bu işlerin içindeyiz. 2014’de Orhan Kemal’in yaşında bu sınavdan başarıyla çıkamayacak mıyız; göreceğiz. Adana’da Bilim ve Teknoloji Üniversitesi isimli yeni kurulan bir üniversite var. Adının oraya verilmesi için ben tüm ilgililere yazdım,
verilmedi!

Kadir İncesu: Yanıt geldi mi?

Işık Öğütçü: İki yanıt “Çok zor!” diye geldi. Neden “zor” ben de bunu anlamış değilim. Yani bir yazarın adının bir üniversiteye verilmesi o ülkeye değer katar… Bunun örneği de var; Namık Kemal Üniversitesi Mehmet Akif Üniversitesi… “Orhan Kemal Üniversitesi” neden olmasın?

Orhan Kemal’in Türk edebiyatındaki yerinin ne olduğunu hâlâ bilmeyen varsa, ben bir şey diyemem. Ama Orhan Kemal Türk edebiyatında bir yerdeyse; ben bazen çok daha iddialı konuşuyorum, Orhan Kemal Türkiye’dir diyorum. Onu da slogan halinde herkes için söylüyorlar ya. Oysa Orhan Kemal bunu daha çok hak ediyor. Çünkü herkesi kucaklayan, iyi yürekli bir insan. Eğer bugün çeşitli sorunların çözülmesini istiyorsak Orhan Kemal’in kitaplarında çözümleri var. Onu okumak yeterli olacaktır…

Kadir İncesu: O zaman Orhan Kemal’in yeterince anlaşılmadığı da ortaya çıkıyor.

Işık Öğütçü: Evet anlaşılmadığı, iyi incelenmediği, araştırılmadığı, keşfedilmediği… Orhan Kemal büyük müthiş bir kaynaktır.

Kadir İncesu: Orhan Kemal’in pek çok kitabı yabancı dillere çevrildi. Yurtdışında durumlar nasıl?

Işık Öğütçü: Şu ana kadar, resmi belgelere göre 35 kitabı yabancı dillere çevrildi. Anlaşması yapılanlarla birlikte bu sayı 50’yi geçiyor. Orhan Kemal’in kitaplarını yayınlayan yayınevleri diğer kitaplarını da yayın programlarına alıyorlar. En son Bulgaristan’da bir yayınevi “Hanımın Çiftliği”ni yayınlamıştı. Şimdiyse “Suçlu”, “Sokakların Çocuğu” ve “Sokaklardan Bir Kız”ı yayınlamaya hazırlanıyor. Çin’de dört kitabını birden yayınladılar. Çin’de TEDA kapsamında on kitap çevrilmiş şu ana kadar; bunun dört tanesi Orhan Kemal kitabı… Orhan Kemal’in değeri, bilinirliği katlanarak sürüyor… Kulaklarımla duydum, yabancı okurlar “Bu yazarı nasıl kaçırmışız, nasıl göz ardı etmişiz, nasıl dikkat etmemişiz?!” diyor. 1970 ile 2000 yılları arasında unutturulmuş büyük bir sanatçımız var ortada. Yabancılar sahipleniyorlar.

Nâzım Öğütçü: Aslında otuz yıl içerisinde de bitmedi. Bunun en belirgin örneğini anlatayım: Orhan Kemal anmalarında konuşmalar yapan Türkel Minibaş anlatmıştı bana; “Ben ekonomi profesörüyüm. Bunu, Orhan Kemal’in kitaplarını okuduktan sonra kendi içime çok iyi bir biçimde yerleştirdim, anladım. Bunun için de eğitim sürecinde, öğrencilerimden her yıl iki tane Orhan Kemal kitabı okumalarını istiyorum.” demişti. Orhan Kemal’in önemi şurada; kendisi de, kalemi de yaşamın içerisinde… Zeki ve dikkatli bir insandı. Gerçek olanı, perde arkasında olabilecekleri, kendi yöntemleriyle çözebiliyordu. Bunun sonucunda gözleyerek ortaya koyduğu bir süreci politik ve sosyoekonomik yapısıyla vermeyi bildi. Orhan Kemal’in kitaplarını inceleyen herhangi bir araştırmacı bir takım
sosyoekonomik gerçeklere o günlerin sosyal yapısına varabilecek bir açıklık ve gerçekliğe sahip oldu. Bu durum, olayları kamera ile görüntülemenin çok ötesinde bir durumdur. Sadece görüneni değil, görünmeyeni de vermek… Bu durum çok önemli.

Kadir İncesu: Söz açılmışken anne ve babanızın tanışmalarını da sizden dinlesek…

Işık Öğütçü: Adana, Döşeme Mahallesi, Milli Mensucat Tekstil Fabrikası… Babam orada kâtip, annem de dokumada çalışıyor. Diyorum ya Orhan Kemal bir Türkiye hikâyesi aslında… 1930’ları o fabrika üzerinden çok iyi anlatıyor… Ağalığı yansıtıyor; modern ağa, onun ortağı cahil ağa, İtalyan mühendis var; onların sürtüşmesi, kuşak çatışması…
Orada bir de aşk filizleniyor. Annem de çok güzel bir Boşnak kızı… Herkesin vurulduğu bir kadın. Babam da kendisine göre yakışıklı, dönemin iyi futbolcularından… Tanınan bir insan. Fabrika içerisinde, gidiş gelişlerinde annemi görüyor ve âşık oluyor. Annemi babasından İzzet Usta’yı aracı koyarak istetiyor. Kitaplarının büyük kahramanları vardır; İzzet Usta, İlyas Usta… Bu ustalarda birisini simgeler. O ‘Usta’ ağabeyimin adını aldığı Nâzım Hikmet’tir. Babam bazen daha da ileri gider tanımını yapar: ‘Sarı saçlı, mavi gözlü…” ‘Usta’yı iyi bilir. Ama o ‘Usta’lar hiçbir zaman slogancı değildir. Çok aklı başındadırlar. Örneğin, ‘kitap okuyun’ der. “Avare Yıllar”da babam çok güzel anlatır. İzzet Ustayla da gidip, istemişler. İzzet Usta da babamın babasını, kim olduğunu anlatmış. Oranın ahalisi dedemi biliyor tabii. “Yav, öyle bir adamın oğluna veriyorum kızımı; hiç başlık maşlık da istemem, al bir çul, sar kızı götür” diyor. Babam da diyor ki: “Aman ustam, kızın babası babama değil bana veriyor kızı. Bir yanlışlık olmasın.” Çünkü kendisinin ne olduğunu
çok iyi biliyor. Bu yokluk içerisinde evleniyor. Hatta bir mektup var. 2014’te o mektupları çıkaracağım. Dedem üç mektup yazmış babama. 1937’deki mektubunda “Bir tarladan icar alacaksın. O icarın bir kısmını şuraya bir kısmını şuraya ver, şu kadarını da kendiniz kullanın” diyor. Böyle de bir jest yapıyor dedem. Başlarında babaanne var. Babaannenin bir evinin odasına yerleşiyorlar. Konu komşudan, akrabadan hava atmak için bir takım eşyalar alınıyor, takılar takılıyor ki konu komşuya zengin bir aileye gelin gittiği izlenimi verilsin. Belli bir süre sonra da hepsi geri gidiyor alınanların… Babam “Avare Yıllar”ın sonunu çok güzel bitirir. Kitaplarının sonlarında bin, iki bin sayfalık kitaplara konu olacak malzemeler var. Babam öğle yemeğine geliyor, annem bir yatağın üzerinde oturuyor.
Etrafta eşya kalmamış, elbiseler, takılar gitmiş hiçbir şey kalmamış, o nedenle üzgün, oturuyor. Annem anlatıyor durumu; babamın da haberi var, ama söyleyememiş anneme. Annemin desteği de çok önemli… Babam da bu perişanlığı görünce çok üzülüyor. Babamın kadın kahramanları, erkeğin yanında bir güç olarak dururlar. Her zaman başı diktir. Orada Cemile bunu çok güzel vurguluyor: “Aldırma kocacığım aldırma, herkes sakız çiğner ama çingene kızı tadını çıkartır…” Son cümle ise şöyledir, babamın yazdığı: “Hayatın tadını çıkarmaya devam ettik.” İki cümle. Bu iki cümle bu yapıtların şaheser olmasına yetecek güçtedir. Hem “Avare Yıllar”da hem de “Eskici ve Oğulları”nda geçen bir sözü vardır: “Kara gün kararıp gitmez.” Yeni bir keşifmiş gibi görüyor herkes. Değil, kitaplarda neler var. Ne paragraflar, ne cümleler. Babam bunları da “Tarihe bir şey kalsın “ diye söylememiş. O kadar olağan, o kadar hayatın içinden ki söyledikleri. Ama bugün düşündüğümüzde müthiş bir felsefi yapıya sahip olduğunu görüyoruz. Hatta Selim İleri’yle bir gün söyleşirken “Babanın ‘Önce Ekmek’ öyküsünün ilk cümlesi altı yüz sayfalık kitaba bedeldir…” dedi. Demek ki yalnızca ben değil başkaları da benzer bir biçimde düşünüyor. Evrensel bir duruma geldi bu konu. Pakistan’da “Nâzım Hikmet’le 3,5 Yıl” yayınlandı. Yayıncı çok önemli şeyler söylüyor. Orhan Kemal’i ”Baba Evi”, “Avare Yıllar”, “Cemile”, “72. Koğuş” ve “Nâzım Hikmet’le 3,5 Yıl” kitaplarıyla tanıyor. Benim bir şey söylememe gerek yok, Farrukh Sohail Goindi’nin söylediklerine bakalım: “Orhan Kemal’in edebiyatı, kendisinin olduğu kadar Türk halkının da yaşamının gerçek bir yansıması… Onun güçlü ve akıcı kalemi, önemi zamanla artan bir edebiyat üretiyor. Bu yüzlerce yıl kıtaları yöneten ve şimdi ışığıyla üçüncü dünya ülkelerini aydınlatan bir uygarlığın edebiyatıdır. Orhan Kemal’in yapıtları, Pakistanlılar için henüz yeni olmasına karşın bizim yazarlarımızı, entelektüellerimizi, düşün insanlarımızı, bizimle benzer konulardan dolayı çekiyor. Türk uygarlığı bölgedeki diğer kültürler üzerinde büyük bir etki bırakan muhteşem bir uygarlık. Türk yazarları da unutulmaz klasik edebiyat ürettiler ve inanıyorum ki bu hazine açığa çıkarılmalı ve diğer kültürlere de tanıtılmalı. Orhan Kemal’in edebiyatı, kendisinin olduğu kadar Türk halkının da yaşamının gerçek bir yansıması. O toplumun alt ve üst kesimi arasındaki dinamikler ile anlatımına güç veren ilerici bir yazar. O toplumunun kaba ve trajik yanını ortaya koyuyor. Onun güçlü ve akıcı kalemi, önemi zamanla artan bir edebiyat üretiyor. Bu yüzlerce yıl kıtaları yöneten ve şimdi ışığıyla üçüncü dünya ülkelerini aydınlatan bir uygarlığın edebiyatıdır.”

Kadir İncesu: Orhan Kemal’in “Yarına birkaç kitabım kalır mı, kalırsa yeter” diye bir tümcesi var. Kaldı mı gerçekten Orhan Kemal?

Işık Öğütçü: Kalmaz olur mu? Orhan Kemal’in aslında bize gereksinimi yok. O, çok büyük bir güç. O hep kalacak. Işık, Nâzım olsa da olmasa da hep kalacak. Ama daha güçlü kalması gerek. Biz, bu hayatı gerçekten her türlü sıkıntısıyla çeken insanlar olarak, çok daha iyi yerlerde, zirvede, zirvelerde olmasını hep arzuluyoruz. Bunu biz birinci kuşak olarak görmek istiyoruz. Eğer bunu görürsek, işte o zaman doğru çalışmalar yapmış olduğumuzu, babamızı doğru bir zemine oturttuğumuzu görmüş oluruz. Yoksa Orhan Kemal’e hiçbir şey olmaz.

Nâzım Öğütçü: Ben de bir şey eklemek istiyorum. Şöyle bir izlenim edinmek mümkün: “Ya işte bir takım şeyleri anlatıyor, sonunda bir slogan yok” O lafların, davranışların hepsi birer slogandır. O, edebiyat yaparken belli bir bakış açısıyla koyuyor ortaya.

Kadir İncesu: “Zamana Karşı Orhan Kemal” de okudum yeniden. Sıtkı Amcanız ölümle pençeleşirken, babanız daktilosunun başında yazıyor. Kış gelmiş; yağmur, kar, soğuk. Evde odun kömür var mı? Çocuklar ne yiyecek, kira nasıl ödenecek? Bu kadar sıkıntı içerisinde birbirinden değerli yapıtlar oluşturmak da çok zor…

Nâzım Öğütçü: Bir de, kaç yıl içerisinde kaç kitap yazdığına bakın. 21 yıl içerisinde 54 kitap.
Işık Öğütçü: Diyorum ya, aslında büyük bir başarı hikâyesi yazıyor ama farkında bile olmuyor.

Kadir İncesu: “Zamana Karşı Orhan Kemal”de neler var?

Işık Öğütçü: 100’ün üzerinde yazı var. Bir övgü, kutsama kitabı değil. Elimde beş kitap hazırlayacak kadar malzeme vardı. Bunların çoğu, Orhan Kemal’in yapıtlarını öven yazılardı. Örnek olarak birer tane aldım. Ayrıca eleştiri yazılarını derledim. Bir de röportajlar var. Röportajlar, Orhan Kemal’i tanımayanlar için çok önemli bir kaynak. Şimdi yaptığımız gibi babam konuşuyor da ben de onu dinliyor gibiyim. Hem benim, hem de ilerde pek çok araştırmacı için bir yazarın dünya görüşü, neleri öne çıkarmalı, yazma biçimleri gibi ayrıntıları veriyor. Özellikle üniversite öğrencilerinin derslerinde yararlanabilecekleri önemli bir kaynak… Babamın, Nâzım Hikmet’ten edindiği en önemli özelliğinin ‘bakmayı bilmek’ olduğunu düşünüyorum. Bakmasını bileceksin ki, görülmesi gerekeni göresin.

Kafamdaki bir sorunun yanıtını da buldum. Ne babama ne de anneme sormadım. 1969’da Moskova’ya gittiğinde Nâzım Hikmet’in mezarına gitti mi, gitmedi mi? Çünkü Nâzım Hikmet Enstitüsü’ne mektuplar götürdü, Nâzım Hikmet ile ilgili konuşmalar yaptı. Hepsini biliyorum. Ama mezara gitmemesi gibi bir şey zaten olamazdı. Fakat bu kitaptaki bir röportajındaki bir yanıt, benim için önemliydi. Şöyle diyor orada: “Nâzım Hikmet’in o bildiğim imzasını gördükten sonra inandım öldüğüne.” Bulgar Radyosu’nda yapılan son röportajları var. Bulgar gazetecileriyle yapılan ilginç söyleşiler var. Yaşar Kemal’in babamla ilgili düşünceleri var. Dönemin bütün yazarları zaten arkadaş. Rıfat Ilgaz, Ümit Yaşar Oğuzcan röportaj yazıyor. Günümüzün pek çok yazarının da yazıları var kitapta.

Kadir İncesu: Devam eden çalışmalarınız var mı?

Işık Öğütçü: Orhan Kemal bir hazine. O’nda bitmez. Bir Orhan Kemal Fotoğraf Albümü yapmayı düşünüyorum
2014’de Orhan Kemal’in mektupları “Eşe Dosta Selam” adıyla yayınlanacak. Hem yazdığı hem de kendisine yazılan mektuplar yer alacak bu çalışmada. Karşılıklı mektuplaşmalar olduğu için çalışması da uzun sürüyor. Orhan Kemal’in
kitaplaşmamış öykülerini kitaplaştıracağım. Toplama aşamasındayım. Uzun ve titiz bir çalışmayı gerektiriyor. Bu aramalar sırasında ilginç şeyler çıkarsa da şaşırmam. Geçenlerde babamın sarı defterleri içinde Eylül 1957’de tuttuğu bir not gördüm: “Gündüz gazetesi, Eylül 100 – Ekim 150 TL” Bir araştırmacı böyle bir ipucu yakaladığı zaman
durması olanaksız. Gündüz gazetesini buldum. Gündüz’de yayınlanan öykülerini çıkardım. “Gavurun Kızı”, “Son Kurşun” adıyla çıkmış. “Oyuncu Kadın”, “Konya Oturak Âlemleri” diye tefrika edilmiş. “İki Damla Gözyaşı” aynı adla yayınlanmış. Fakat yazar bölümünde ‘Türkiye’nin çok önemli, ünlü ses sanatkârı’ diyordu. O öykü daha sonra
İlhan Fahri Demir adıyla yayınladığı kitapta yer almış. “Son Kurşun” ve “Konya Oturak Âlemleri” de İlhan Fahri adıyla yayınlanmış.

Kadir İncesu: Başka takma ad kullanmış mı?

Işık Öğütçü: İlhan Fahri, İlhan Fahri Demir… Şimdi de Hayrullah Güçlü diye arıyorum. Bir takım gazetelerde bu adla öyküler yazmış. Babamın birisine imzaladığı bir kitap var; “İlhan Fahri, benim diğer adım” diyor. Bunları ipucu olarak oraya buraya yazmış, siz bulacaksınız. 30 yılda araştırmacılar bu bölümleri hep atlamışlar. Bunlar çok daha
önceden bulunmalıydı. Bir yazar dostumuz da söyledi: “Eğer Orhan Kemal bir Fransız yazarı olsaydı, üzerine bin tane araştırma kitabı çıkardı.” Sayı o kadar az ki… Yaşar Kemal de dedi “Orhan Kemal bir Rus veya Amerikalı yazar olsaydı, bugün bütün dünya tanırdı.” Bu çok doğru bir saptama… Bir takım çelmeler, ayak oyunları, en yakın bildiği insanlar tarafından dışlanmalar. Babam reklamı seven, kendini öne çıkaran bir insan değil, gidip gazeteleri dolaşsın ‘beni
parlatın’ desin! Kesinlikle böyle yapmaz. Ama yapıtları var, görülsün istiyor. Orhan Kemal ve döneminin yazarları –ki çoğu yakın dostuydu- bir çağı kapatıp, bir çağı açtılar. Toplum olarak, o kitaplarda anlatılanların hızına ulaşıp, o dönüşümü demokratik olarak yapabilseydi toplum, Orhan Kemal ve toplumcu yazarlar çok daha başka bir konumda olur, hepsi baş tacı edilirdi. Onların açtığı yoldan pek çok yazar daha güçlü ve sağlıklı ilerleyebilirdi. Bu açıdan Orhan Kemal’in kitaplarının yurtdışında yayınlanma işinin de çok önemli olduğunu düşünüyorum. Türk edebiyatının yol açıcıları, amiral gemileri olduklarını düşünüyorum. Onların açtığı her güzergâhtan, arkadaki bütün edebiyatçılar çok rahat gider. Çünkü bunlar Türk toplumunu, edebiyatını, insanını tanıtır. Bu tanıtma, diğer yazarların da daha rahat tanınmasını getirir. Son 12 yılda aldığımız yolun, nereye gittiğimizin göstergesi kitaplarının çevrisidir.

Kadir İncesu: Diziler?

Işık Öğütçü: Sinema, televizyon dünyası, kitap ayrı mecralar. Orhan Kemal’in adını duymamış, ne yazdığını bilmeyen okuyucuya-izleyiciye bir düşünce vermesi açısından çok önemli. Orhan Kemal’in toplumsal bellekte yeniden yer etmesi, canlı tutulması, gündeme gelmesi, kitaplarının yeniden okunup incelenmesi için önemli bir unsur. Ben
önemsiyorum. Başlayıp, bitiyor. Bu durum ailemizin parayı çok da ön planda tutmadığının bir göstergesi aslında…
Diziler sayesinde merak edenler Orhan Kemal kitaplarına rahatlıkla ulaşabilirler. Orhan Kemal’i okumaya başladıklarında, hayatlarının değişeceğine inanıyorum. Orhan Kemal onları yüreğinden yakalayacaktır; ömür boyu da o dostluk ve beraberlik sürüp gidecektir. Konuştuğum pek çok kişi aynı şeyi söyler: “Kütüphanemizin en önemli yerinde Orhan Kemal’in kitapları var.” Geçenlerde 80 yaşını geçmiş bir Orhan Kemal okuru geldi, “Benim başucumda üç tane Orhan Kemal kitabı hep durur” dedi.

Kadir İncesu: Babanızın “Orhan Kemal” olduğunu ne zaman anladınız?

Nâzım Öğütçü: Öyle ilginç bir soru ki… Şimdiye kadar aklıma bile gelmemişti. Bildim bileli “Orhan Kemal” olarak bilirim. Okul sıralarında babamın adını sorduklarında Mehmet Raşit Öğütçü derdim. Orhan Kemal’i ne zaman fark ettiniz derseniz iş biraz daha değişiyor. Orhan Kemal’i anlayabilmem kaç yaşında oldu? Babamın önerdiği “İki Çocuğun
Devriâlemi” adlı kitabı okuduktan sonra, kendi kitaplarını okumaya başladım. “Baba Evi” ve “Avare Yıllar” ile başlayan bir süreçti. Yazarken kurguladığı konuları bizimle de konuşurdu. Zaten oradan da hazırlıklıydık. Kitap çıktıktan sonra da alıp okuyabiliyorduk. Yani “Orhan Kemal”i çok eski tarihlerden beri tanıyorum.

İlgili Yazılar

Coşkun Karabulut ile Söyleşi

0

Mehmet Taşar - Kars, Adana, Mersin ve son durağın Fethiye’de geçen bir ömür. Farklı kültürel değerlerin harmanlandığı coğrafyalarda bulunmak edebiyat...

Muhittin Çoban ile Söyleşi

Muhittin Çoban ile Söyleşi

0

Kubilay Altuntaş: Kimi yapıtlar vardır görmezden gelinir, üstünden atlanır, gösterilmez, üstü örtülür, kimi yapıtlar görülmez, kimi yapıtlarda inatla gösterilir, işte...

Buket Işıkdoğan’la Şiir Şiire Konuştuk

Buket Işıkdoğan’la Şiir Şiire Konuştuk

0

Oğuz Tümbaş: BUKETÇE ilk kitabın. Bir heves, heyecan, umut… Acemiliği de barındıran bir ilk kitap. Bu adı seçerken, Buket’in özentileri,...

Yaşam Sanat

Yaşam Sanat Aylık Edebiyat ve Kültür Dergisi
Adana Yaşam Sanat Derneği Süreli Yayın Organıdır

Son Eklenenler

  • Ayın resmi
  • Ayın fotoğrafı
  • Yaşam Sanat Dergisi Sayı: 64-65
  • Ayın resmi

Kategoriler

  • Bize Gelenler (8)
  • Çukurova 1. Sanat Çalıştayı (1)
  • Deneme (18)
  • Dergi Arşivi (44)
  • Dosya (1)
  • Etkinliklerimiz (13)
  • Fotoğraf (16)
  • Kitap Tanıtımı (7)
  • Müzik (3)
  • Öykü (14)
  • Resim (16)
  • Şiir (31)
  • Söyleşi (4)
  • SÖYLEŞİ (1)
  • Yaşam Sanat Yeni Sayılar (7)

Bizi Takip Edin

Facebook Twitter Instagram

Ziyaretçi Sayısı

13471
  • Aysad
  • Çukurova Sanat
  • Yaşam Sanat
  • Kültür/Sanat
  • Kitap
  • Etkinliklerimiz
  • İletişim

© 2023 yasamsanat.net Her hakkı mahfuzdur.

Sonuç yok
Tüm sonuçları göster
  • Aysad
  • Çukurova Sanat
    • Arsiv
  • Yaşam Sanat
    • Temsilcilikler
    • Yayin Kurulu
    • Abonelik
    • Arşiv
    • Yeni Sayılar
  • Kültür/Sanat
    • Öykü
    • Siir
    • Deneme
    • Dans
    • Fotograf
    • Grafik
    • Karikatür
    • Mimarlık
    • Müzik
    • Resim
    • Sinema
    • Tiyatro
    • Yontu
  • Kitap
    • Bize Gelenler
    • Kitap Tanıtımı
  • Etkinliklerimiz
  • İletişim

© 2023 yasamsanat.net Her hakkı mahfuzdur.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In
Düğmeleri göster
Düğmeleri gizle