çıldırı öncesi ve sonrası
ağır bir grejuva sızar içimize
düşünce tiklerinin gölgesinde
korku, pişmanlık ve geri çekilme alır
bedenin ruhunu
sonra yalnızca bir yığın çürümüşlükle dolaşır
insan kendi içinde
kendi içindekilerle
kapatamazsın ağzını aklının
konuşur konuşur kanatırcasına aklının yaralarını
kalbin bir kemirgence ısırılmış, törpülenmiş ve
küllenmiş
külün rengi ertesinin ve ötekinin
rengi olmaya başlayınca
kendini en iyi bilene sorarsın: kendine!
iç gözler ve iç ağızların lehçesini yalnızca
sen bilirsin
kudurmuş harflerle örsünün üzerine oturur
ve çekiç ilk önce kendini başını vurur
bu bir milat…
o güne kestiğin bileti sıkıca kavrarsın avuçlarında
ve ceplerinde rengârenk yalnızlık
kendini verirsin hiçbir şey istemeyen
bir rüya tacirine
rüyanın tacirle ne işi olur -bilmiyorum-
olmaz belki de
ayna yanlıştır, yansıma bulanmıştır
gözlerin bulanmıştır
insan bulanmıştır
koşmalar, göstermeler… yarat!
ne iyi gelir, ne?
bir rüzgâr saçlarını tarayıp geçen
bir bakır kapta helal aş
üç harften bağımsız aşk
bir de gülen çocuk yüzleri
ağıtsız anne yazmaları
ve… la vie en rose!






